Bosna-Hersek Gezisi ve İftar Programı


Açıkçası Bosna’ya giderken, Bosna’nın bu kadar güzel olduğunu söyleseler inanmazdım. Uçaktan Saraybosna Havalimanı’na inmeden gökyüzünde süzülürken, gözünüzün alabileceği her tarafın yeşil olduğunu görüyorsunuz.

Tabi uçaktan inince pasaport sırasına giriyorsunuz. Öyle bizim havalimanlarımız gibi değil öncelikle onu belirteyim. Pasaport sırasında giriş için 2-3 polis yeri var. Pasaportu vermeden önce polisin ismini okuyorum; Bojan… Tabi bu isim bir Sırp ismi. Pasaportta Türkiye Cumhuriyeti pasaportu olunca hemen bana kenara geçmemi söylüyor. Tabi sadece bu bana özel bir şey değil. Arkamdan gelen arkadaşlarıma da aynı muamele yapılıyor. Ama diğer polis noktasında ilk defa yurt dışına çıkan arkadaşlar geçerken hiç bir sıkıntı yaşamıyor… Meseleyi anladığınızı tahmin edebiliyorum…

Sonra Rehber eşliğinde Kardeş Şehir Donji Vakuf’a gitmeden Saraybosna’da kısa bir tur gerçekleştiriyoruz. Bu tur insanın adeta içine işliyor. Bazı binaların kurşunlanmasının ardından halen daha aynı şekli ile kalması, özellikle Sırpların bombaladığı huzurevinin örnek olması için restore edilmeden öylece bırakılması, yakın zamanda gerçekleşen savaşın ne kadar içler acısı olduğunu gösteriyor…

Saraybosna’nın ardından Donji Vakuf’a geçmeden “Vezirler Şehri” Travnik’e uğradık. Travnik’e Vezirler Şehri denmesinin nedeni ise bu şehrin Osmanlı İmparatorluğuna çok sayıda devlet adamı yetiştirmesiymiş. Rehberin verdiği bilgilere göre Travnikli Boşnaklar kendilerinin Osmanlı Torunu olduğunu söylermiş. Travnik’te  İbrahim Paşa Medresesi’ne uğradık. Osmanlı mimarisinden bir şey kaybetmemiş şehirlerden bir tanesi de Travnik diyebiliriz. Travnik’in ardından Donji Vakuf’a gitmek için yola çıkıyoruz. Yol kenarlarında Boşnak köylerini görüyoruz. Bizim köylerle çok farklılar. Doğal güzellikleri adeta başınızı döndürüyor. Otobüste cam kenarında olanlar bu zevkin tadını çıkarabiliyor. Bence bir gün Bosna’ya giderseniz, hem uçakta hem de Bosna’daki otobüslerde cam kenarından vazgeçmeyin.

Travnik’in ardından Kardeş Şehir Donji Vakuf’a doğru yola çıkıyoruz. Donji Vakuf’ın 18 – 20 bin arasında bir nüfusa sahip olduğu söylendi. Küçük bir belediyesi ve sıcak kanlı insanları var. Eşyalarımızı otele yerleştirip, Belediye Başkan Vekilimiz Turgay Yel’in ziyaretini takip etmek üzere Donji Vakuf Belediyesi’ne gidiyoruz. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; Belediye Binası’nın bir apartman dairesi gibi olması, Bosna’da gelişmişlik düzeyini gösteriyor aslında. İşte tamda bu nedenle bizler Bosna’ya daha doğrusu ise Boşnaklara yardım elini kesmemeliyiz. Onların gelişmesi için onlara destek veren bir omuz olmalıyız…

Ziyarette Donji Vakuf Belediye Başkanı Hüso Susic ile Belediye Başkan Vekilimiz Turgay Yel bir araya geldi. Özellikle Susic’in 2 cümlesinden birinde kesinlikle Alinur Aktaş dediğini duydum. İnegöl Belediyesi’nin yardımlarından bahsetti sürekli. Ve yine yardım etmemiz gerektiğini aslında bu sözlerden bile anlıyoruz.
Ziyaretin ardından Erzak kolilerinin dağıtımı için Donji Vakuf’un köylerine doğru yola çıkıyoruz. Yine cam kenarı ve yine eşsiz güzellikler… Karadeniz havasını aslında hepimiz biliriz. Karadeniz’in yeşili Bosna’da var. Ama Bosna’da olmayan şey; Karadeniz nemi… Bu nedenle havası bunaltıcı değil ve genelde serin…

Erzak kolilerinin dağıtımı için köylere geldiğimizde, Başkan Vekilimiz Turgay Yel, erzakların dağıtımı yapılırken görüntü almamamız gerektiğini söylüyor. Yardım yapılan insanların rencide olmaması için. Sadece Belediye Basın Halk ve İlişkiler görevlisi İlhami Memiş çekiyor fotoğrafları. Tabi biz her ne kadar fotoğraf çekmesek de Bir şekilde İlhami beyin resimlerinden elimize bir kaç kare geçirdik…. Yardım kolileri dağıtılırken, bir gerçekle daha karşı karşıya kalıyoruz. Evet bizim insanlarımız arasında maddi durumu iyi olmayan insanlar var ama oradaki ihtiyaç sahiplerini görmenizi isterdim. İnegöl’de ihtiyaç sahiplerine verilen bir iftar programında, ihtiyaç sahibi ailelerinin çocuklarında son model telefonları görmek beni incitmemişti ama Bosna’daki ihtiyaç sahiplerini görünce fazlaca incindiğimi söyleyebilirim… Yardım kolilerinin dağıtımının ardından Ayvaz Dede’ye doğru yola çıktık. Ayvaz Dede’nin kim olduğunu yazmaya sayfalar yetmez. Ama internet üzerinden kısaca bilgilerine ulaşabilirsiniz…

Erzak kolilerini dağıttıktan hemen sonra tekrar otele dönüp, iftar saatini beklemeye başlıyoruz. Tabi Türkiye’de yaptığınız sahur nedeni ile bir saat fazla oruç tutmuş olduk. İftar saatli yakınlaştıkça, heyecanlanmaya başladım. Acaba halk bizi nasıl karşılayacak, bize karşı olan sevgileri üst seviyede mi olacak, bizim sıcak kanlı olduğumuz kadar acaba onlarda sıcak kanlımı…. Tabi hepsinin cevabını almak için İnegöl Belediyesi’nin düzenlediği iftar programı için şehir meydanına gidiyoruz. Meydandan bulunan bir bina içerisinde verilecek olan iftar yemeğini beklemeye koyuluyoruz. Boşnaklar sıra sıra gelmeye başlıyor. Her gelen bizim yüzümüze bakıyor, gülümsüyor ama konuşmuyor. Zaten konuşmaları durumunda bir şey anlamayacağımız kesin. İftar programının arından sıra konuşmalara geliyor. Hüso Susic İnegöl Belediyesi’ne teşekkürlerini iletiyor her cümlesinde. Turgay Yel ise kardeş ve ümmet olma bilinci üzerine konuşma gerçekleştiriyor. Konuşmaların ardından Akşam Namazını eda etmek için camiye gidiyoruz. Abdest alırken bir Boşnak kardeşimiz bana bir şeyler soruyor. Ben sadece tebessüm ediyorum dediğini anlamadığım için, o da bana tebessüm ediyor. Sonra dağlı ingilizcemiz ile bir kaç cümle kuruyoruz… Kendisi daha önce ilçemize gelmiş ve babası da  Konya’daymış. Seviyorum Türkleri ve onların dostluklarını diyor…

Donji Vakuf’ta görev tamamlanıyor… Bir sonraki gün ise iş adamlarımızın destekleri ile şehrimizin gazetecileri ve iş adamları Bosna turuna çıkıyor. Mostar, Pocitelj, Blagay Tekkesi, Saraybosna… derken bir çok yeri geziyoruz. Belki gittiğimiz farklı yerlerde olabilir ama aklıma şu an sadece bunlar geliyor. Gezinin ardından Saraybosna’ya dönüyoruz ve otelimize yerleşiyoruz. Bir sonraki gün sabah erkenden uçakla tekrar İstanbul’a geliyoruz.

Şimdi Bosna’daki yardım ve gezi inanın bu kadar kısa değildi. Anlatacak bir çok şey var ama buradan anlatması o kadarda kolay değil.

Bu geziyi 3’e ayırıyorum ben. 1 Ümmet, 2 Türkiye, 3 Gazetecilik… Değerli okurlar, Bosna’da gezmek evet güzel ama yıkılmış minareli camiler görmek içinizi sızlatıyor … Yapılan zulümler anlatılırken nefesiniz kesiliyor sanki… Hatta tercümana artık yeter bunaldım demiştim araç içerisinde…. Orada çaresizliği görüyorsunuz… Orada haçlıların seferlerini görüyorsunuz ve karşılarındaki bir avuç Müslüman’ın yok olup gidişini… Yapılan zulümler anlatılınca kendimi bir köşeye atıyor ağlamaya başlıyorum… Ümmet… Aslında bu konuları uzunca anlatmak istiyorum ama Bosna’ya bir gün gitmenizi isterim. Çünkü o anları yaşamış gibi olacaksınız ve kendiniz yaşamış olacaksınız…

İkinci husus Türkiye. Bosna’da gittiğimiz yerlerin hemen hemen hepsinde TİKA’nın projelerini görüyoruz. Tarihi restorasyonların hepsinde TİKA var. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ya da kısaca TİKA. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’na bağlı olan bu kurum çalışmaları ile tarihi yapıların restore edilmesinde büyük işler başardıklarını gördük. Sadece bu mu… Tabi ki değil… Boşnakların dükkanlarına girdiğiniz zaman “Hoş geldin abi” kelimesini illaki duyacaksınız. Türklere bakış açıları çok faklı. Ümmetin lider ülkesi olduğunu çok iyi biliyorlar. Bu nedenle Türkiye Bosnalılar için çok önemi bir ülke ve kendilerine sahip çıkacak tek ülke olarak görüyorlar. Rehberimiz de bahsetmişti zaten. Bosna Hersek Federasyonu’nun maddi anlamdaki en çok borcu Türkiye’ye ardından IMF’yeymiş… Şu nokta yanlış anlaşılmasın; TİKA’nın yaptığı projeler değil bu borç, tamamen maddi destekten gelen borç Bosna’nın borcu… Bir çok Türk öğrenciye rastlamak mümkün Bosna’da… Hatta çoğu oradan bir bayan bularak evlenmişler ve tamamen oraya yerleşmişler. Orada tanıdığım Türklerin hemen hemen hepsi rehberlik ile uğraşıyor….

Son olarak gelelim gazeteciliğe… Bir gazeteci için yurt dışında bulunan bir Müslüman yapıyı incelemek büyük bir keşiftir. her ne kadar anlatılan Srebrenitsa ile içimiz parçalansa da, oradaki insanların bizlere bakış açılarını görmek, bizden beklentilerini görmek, gelişmişlik düzeylerini görmek vs… Gazeteciliğinizi bir tık daha yukarıya taşıyor. Şimdi Bosna Hersek konusunda oldukça donanımlı olduğumu düşünüyorum. Bu nedenle de İnegöl Belediye Başkanımız Alinur Aktaş’a, Başkan Vekilimiz Turgay Yel’e, Nezir Kuyumcu’ya, Ahmet Dinçe’e, Erdal Akkay’ya, Fahri Durgut ve gazeteci arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Bir teşekkür’de Bosna’da bizlere ulaşımda yardımcı olan Mirza Samjic’e. Son olarak tebessüm etmemize neden olan Hüso Susic’in fotoğrafçısı Amir Rujanac’ı da analım.

Serhat okur


Sizin Tepkiniz Nedir?

Begenmedim Begenmedim
0
Begenmedim
Üzüldüm Üzüldüm
0
Üzüldüm
Aşık oldum Aşık oldum
1
Aşık oldum
Şaşırdım Şaşırdım
0
Şaşırdım
Begendim Begendim
3
Begendim
Sinirlendim Sinirlendim
0
Sinirlendim
Korktum Korktum
0
Korktum
Sesli Güldüm Sesli Güldüm
0
Sesli Güldüm

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

giriş

Captcha!
Hesabın yok mu?
kaydol

şifreyi sıfırla

Geri dön
giriş

kaydol

Captcha!
Geri dön
giriş
Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar verme ya da görüş belirleme/oy verme
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Liste
The Classic Internet Listicles
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı